Bir zamanların en sevilen çizgi film karakterlerinden olan Dennis the Menace meğer gerçek bir karaktermiş. Babası Henry King Ketcham çizgi romancıymış ve kendi oğlu olan hiperaktif Dennis'in maceralarını çizmiş. Dennis'in annesi uyuşturucu bağımlısıymış ve aşırı dozdan ölmüş. Bunun üzerine Henry oğlunu yatılı okulu göndermiş ancak Dennis bu okuldan ve daha sonra girdiği bütün okullardan atılmış. Bu sırada Dennis the Menace Amerikan televizyonlarında yayınlanmaya başlamış. Baba, yaramaz diye terk ettiği çocuğu üzerinden dolar milyoneri olmuştur. Dennis ise Vietnam savaşına katılmış ve döndüğünde de sefalet içinde yok olmuştur.
28 Ekim 2012 Pazar
26 Ağustos 2012 Pazar
Sakıncalı Piyade
Uğur Mumcu yedek subay olarak askerliğini yaparken, "kötü hal ve düşünce" sahibi olduğuna karar verilerek "sakıncalı piyade" ilan edilir ve yedek subaylıktan erliğe geçer. Mumcu'nun avukatları hemen karara itiraz ederek mahkemeye başvururlar ve erliğe geçiş işleminin durdurulmasını isterler ancak Mumcu askerliğini er olarak tamamlar. Askerlik görevi bittikten 1 yıl sonra ise aynı yargıçlar tarafından yürütmenin durdurulması kararı çıkar! Bunun üzerine Mumcu, maddi tazminat davası açarak er olarak tamamladığı süredeki yedek subay maaşını geri ister. Davayı kazanır ancak hakkı olan maaştan, er olarak geçirdiği sürede kullandığı elektrik, su ve ısınma giderlerini düşerler...
Uğur Mumcu hakkında tutuklama kararı çıktığını öğrenir ve kendi ayağınla tutukevine gider. Oraya vardığında tutuklanma sebebi olarak "kaçma şüphesi" olduğu gerekçesini sunarlar.
Uğur Mumcu bir yazısında bir halk türküsünden aldığı "soldan sağa salla bayrağı düşman üstüne" bölümü yüzünden, komünist düzenin getirilmesi taraftarı olduğu kanısına varılır ve mahkum edilir.
Uğur Mumcu, Prof Uğur Alacakaptan ile Mamak Cezaevinde kalırken, onlara avludaki buzları kırma görevi verilir. Alacakaptan kazmayı buza vurunca belinde disk kayması olur ve cezaevi doktoruna götürülür. Cezaevi doktoruna "işte burası ağrıyor" dediğinde alacağı cevap " esas duruşa geç, bir Türk subayının karşısındasın!" olacaktır.
Emekli Albay Mehmet Arkış, Osman Arkış'ın babasıdır. Osman Arkış ise Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan ile birlikte ölüm cezasına çarptırılmıştır. Baba Mehmet Arkış cezaevinde oğlunu ziyarete eder ve ona yüreklendirici şeyler söyler. Bunu gören üsteğmen babayı sıkıyönetim savcılığına şikayet eder. Suçu ise 12 Mart Muhtırasına küfür etmektir. Ancak tanık sorunu vardır. Cezaevindeki erlerden birini tanık gösterirler ama tanık erler bir türlü muhtıra sözcüğünü söyleyemezler. Er ve yargıç arasındaki konuşma şöyledir.
-Sen duymuşsun, bu sanık, neye küfretti?
-Muhtara komutanım.
-Hangi muhtara?
-Hangi muhtara?
-Bizim muhtara.
Erin yaptığı bu tanıklık kabul edilir...
10 Temmuz 2012 Salı
Kutup Ayıları
Kutup ayılarının tüyleri saydam olup küçük borucuklara benziyormuş. İçlerinin hava ile dolu olması da onları soğuktan koruyormuş. Derileri -dışarıdan bakıldığında belli olmasa da- siyah renkteymiş. Bu siyah renk sayesinde de derileri güneş ışığını soğuruyormuş. Böylece vücut ısıları korunuyormuş.
2 Temmuz 2012 Pazartesi
Kutsal Fahişeler
Gönderen
mine
zaman:
08:08
Etiketler:
Ahmet Ümit- Patasana,
Anadolu'da Hitit Sosyal Yaşamında Kadının Yeri ve Önemi-Binnur Çelebi
0
yorum
Hititler çok tanrılı bir inanca sahiplermiş. İnsanların tanrı ve tanrıçalarına ulaşmalarının türlü yolları varmış. Bunlardan biri de tapınaklarda kendini bu işe adayan rahibelermiş. Tapınağa gelen kişiler bu kutsal insanlarla sevişerek tanrıçalara ulaştıklarına inanır, kutsal fahişeler ise bu işi bir ibadet olarak görürlermiş. Tanrıçanın gücü kutsal fahişeler sayesinde insanlara geçermiş. Bu kadınlar da diğer kadınlardan ayrılmaları için başlarını örterlermiş.
21 Haziran 2012 Perşembe
Çırağan Sarayı
Çırağan Sarayı'nın olduğu yerde eskiden bir mevlevihane varmış ve sarayın temelleri evliya mezarlarının üzerine yapılmış. Bu nedenle sarayın lanetli olduğu söylenirmiş. Saray bir çok yangın ve talan gördüğü gibi orada kalan padişahların da başına talihsiz kazalar gelirmiş. Günümüzde bile sarayda kalanların gece ağlayan çocuk sesi duydukları söylenirmiş.
17 Haziran 2012 Pazar
29 Nisan 2012 Pazar
kadın suşi ustası
Kadınlar suşi ustası olamıyormuş. Vücut sıcaklıkları erkeklere göre daha fazla olduğu için pirince gerektiği şekli veremiyorlarmış. Bunu yapmak isteyenlerin vücut ısıları ölçülüyor, eğer uygunsa ancak o şekilde kursa katılıyorlarmış.
24 Nisan 2012 Salı
Mehmet Cemil Bey
1919 yılında işgalci güçlerin İstanbul'da kol kola girip gezdiği zamanlarda, Sarhoş Senegal asıllı Fransız askerleri Ayasofya çevresinde sağa sola saldırıp taşkınlık yapıyorlarmış. Hatta birkaç kadının üstlerini yırtıp sokak ortasında saldırmaya başlamışlar. Polis memuru Mehmet Cemil Bey önceleri tek başına olduğu için tereddüt etse de, sonrasında halkın da desteğiyle Fransızların peşinden koşup iki tanesini silahıyla öldürmüş. Nefsi müdafaa olarak kendini savunmak istese de dönemin Polis Müdürü Nurettin Bey onu kendi elleriyle Fransızlara teslim etmiş ve Mehmet Cemil Bey Fransız Guyanası'na gönderilmiş. 1,5 metreye 2 metrelik bir odada kalmış ve kötü şartlara dayanmayıp iki kere kaçmasına rağmen tekrar yakalanıp hücresine konulmuş. Gidenin dönmediği Kuru Giyotin adı da verilen Şeytan Adası'nda 10 yıl kaldıktan sonra Atatürk'ün de girişimleri sonucunda ülkeye dönmüş. Sonrasında çeşitli görevlerde bulunsa da hapishane günlerinin etkisinden kurtulamamış ve Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde tedavi görmüş.
Fransız Guyanası, geçmişte Fransızların sürgün yeri olarak kullandığı bir yer. Hatta ünlü "Kelebek" filmi de bu hapishaneleri konu almış. Şimdilerde ise Fransa hükümetinin atadığı bir vali ve konsey bu ülkeyi yönetiyor.
Türksat uyduları da uzaya bu ülkeden gönderilmiş.
Fransız Guyanası, geçmişte Fransızların sürgün yeri olarak kullandığı bir yer. Hatta ünlü "Kelebek" filmi de bu hapishaneleri konu almış. Şimdilerde ise Fransa hükümetinin atadığı bir vali ve konsey bu ülkeyi yönetiyor.
Türksat uyduları da uzaya bu ülkeden gönderilmiş.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)